31 Mayıs 2012 Perşembe

(500) Days of Summer




Bu film bir aşk hikayesi değil. Öncelikle siz bu yazıyı okumaya başlamadan, burada anlaşalım. Aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi; boktan duygular, bağlanmak (yada bağlanamamak), ortada bırakılmak, kandırılmak, acı çekmek, ve en önemlisi de DANDİK bir aşk girişiminden ibarettir ve gerçek hayatla doğrudan bağlantılıdır. Ayrılıktan sonra ilişkilerimizi anımsamaya çoğu zaman hikayenin en sonundan başlarız, iyi bok yeriz. Mutlu olduğumuz anlar ve bize acı veren anlar arasında gider geliriz. "(500) Days of Summer" işte tam olarak bu anlar arasında gidip gelen ve sonu klasik Amerikan romantik komedileri gibi mutlu son ile bitmeyen bir film.






 Zooey Deschanel, nam-ı diğer Summer'ımız, ayrı birer anne babanın çocuğu olarak aşka inanmadan büyür. "Standart" gibi görünen fakat bir o kadar standart olmayan bir kızcağızdır; şöyle ki, girdiği her ortamda dikkatleri her zaman üzerine çeker. Joseph Gordon-Levitt'in canlandırdığı Tom ise, aşka inanan, ilk görüşünde Summer'a aşık olan delikanlımızdır. Anlaşamadıkları nokta birbirlerinin aşk konusunda ne düşündükleri değil - Summer'ın Tom'a aşık olmamasıdır.





Açık konuşmak gerekirse, bu filmi izlerken taraf tutmamak mümkün değil. "Sikeyim böyle aşkın ızdırabını, kendi yoluna bak Tom!" diye haykırasım geldi çoğu zaman. İnsanların, en azından Summer'ın götüne rahatın, mutluluğun battığını düşünüyorum. Sen eğer aylardır birlikte olduğun (fotokopi odasında öpüşüp, IKEA'da elele tutuşup, duşta seks yaptığın) insana "Biz sadece.. arkadaşız" diyebiliyorsan; duyacağın cevaptan kork arkadaşım! Çünkü karşındaki insan inanmıştır, onun için; siz iyi kötü bir ilişki içerisindesinizdir. Bir insanın bunun aksini düşünebilmesi için, ya şeytan, duygusuz, lanet bir inan olması gerekir, ya da bir robot. Aslında biz buna direk GÖT diyelim.







Hele bir de BEKLENTİLER ve GERÇEKLER vardır ki, insanın içini asıl yakan. Siz kapıyı çaldığınızda boynunuza sarılmasını beklerken, o sadece elinizi sıkar. Bütün geceyi onunla konuşarak geçirmek varken, bir köşede yalnız başınıza içerek geçirirsiniz. Beklentileriniz rüya gibiyken, gerçekler güzel değildir, BOK gibidir. Sonra zaten bakarsın her şey bir varmış, bir yokmuş.






"Tüm bu yalanların, kalp kırıklıklarının ve her şeyin sorumlusu olarak; kartlar, filmler ve pop şarkıları.."

Bu tarifi şimdilerde kendi hayatımıza çevirelim, bir de aralarına sosyal medya denen zımbırtıyı ekleyelim. Duygularınızı abuk subuk resimlerin, şarkıların ardına saklayacağınıza açıkça söylemekten korkmayın, KİMSE ADAM YEMİYOR AMK.


Bence bu film yeni bir sonu hakediyor, cehennemin dibine kadar yolun var Summer:





Son olarak eğer hala kaderindeki insanın karşına çıkmasını bekliyorsan, 10 dakika önce yan taraftaki restorandan çıktı. Koş, belki yetişirsin.



follow me on twitter: raspberrysyrup

28 Şubat 2012 Salı

Fast-fashion bağımlılığımız

Öncelikle bir tanımla giriş yapmak istiyorum. Fast-fashion nedir?

Fash-fashion son moda ürünlerin uygun fiyatlarla müşteriyle buluşturulmasına deniyor. Son yıllarda Türkiye'de ve dünyada artan alışveriş çılgınlığı bu moda akımına bağlıdır. En sık alışveriş yaptığımız mağazalar olan H&M, Inditex Grubu (Zara, Massimo Dutti, Bershka, Pull&Bear, Oysho,..), Mango, GAP, Topshop vs. bu segment'e bağlıdırlar. Markalar, doğru zamanda doğru ürünü piyasaya sürerek ve taleplere hızlı arz yetileriyle tekstil piyasasının nabzını tutuyorlar.

Kısacası Fast-fashion kavramı gelişmemiş olsaydı, en moda olan ürünleri pahalı markalardan satın alabilmek için kredi kartlarımızın limitlerinin, ve ödeme olanaklarımızın sınırsız olması gerekiyordu. :)

İşte bu markalardan bazılarının yeni Lookbook'ları:

Zara / Woman March













H&M / Fresh Start










Topshop / 50s Diner, Surf Lux, Spring Equinox, South Pacific




























Follow me on Twitter: RaspberrySyrup

27 Şubat 2012 Pazartesi

Bu sene Givenchy!

Son birkaç sezondur Givenchy beni mest ediyor. İşte bugünden ve geçtiğimiz sezonlara doğru bir hatırlatma:

Givenchy S/S '12

Yeni koleksiyonunda bir sörfçünün denizkızına olan aşkını anlatmış Riccardo Tisci, tabiiki yine gothic çizgiler içerisinde. Sezonun renklerinde pastel tonlar; pembe, camel, beyaz, bazen siyahlar ve çokca parıldayan payetler var. Reklam yüzü olarak Gisele Bündchen'in seçilmesi ayrıca hoşumuza gitti tabi :)







Givenchy Spring '12

Spring 2012 koleksiyonu A/W'a bir devam niteliğinde olmakla birlikte aslında tam zıttı bir koleksiyondu. Siyah ve beyaz teması üzerine kurulan avangard ve gothic kadını temsil eden tasarımlar Givenchy'nin en sevdiğim tasarımları oldu. Tasarımlarda büyük küpeler, burun halkaları ve yüz aksesuarları kullanıldı.

 

 






Givenchy A/W '11/'12

Geçtiğimiz sezon meleklerlerden ilham alarak hazırlanmış tasarımlar gördük Riccardo Tisci'den. Saflığın, romantizmin, asaletin rengi beyaz, fildişi ve bej vardı renk skalasında. Tül etekler, incili ve çiçekli işlemeleri çok fazla gördük ve çok sevdik. Bu trendlerin gothic yansımasını S/S 2012'de de görüyoruz.
     
          


          


          


         


         


  


         






Pictures from: vogue.com

Follow me on Twitter: RaspberrySyrup