Bu film bir aşk hikayesi değil. Öncelikle siz bu yazıyı okumaya başlamadan, burada anlaşalım. Aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi; boktan duygular, bağlanmak (yada bağlanamamak), ortada bırakılmak, kandırılmak, acı çekmek, ve en önemlisi de DANDİK bir aşk girişiminden ibarettir ve gerçek hayatla doğrudan bağlantılıdır. Ayrılıktan sonra ilişkilerimizi anımsamaya çoğu zaman hikayenin en sonundan başlarız, iyi bok yeriz. Mutlu olduğumuz anlar ve bize acı veren anlar arasında gider geliriz. "(500) Days of Summer" işte tam olarak bu anlar arasında gidip gelen ve sonu klasik Amerikan romantik komedileri gibi mutlu son ile bitmeyen bir film.
Zooey Deschanel, nam-ı diğer Summer'ımız, ayrı birer anne babanın çocuğu olarak aşka inanmadan büyür. "Standart" gibi görünen fakat bir o kadar standart olmayan bir kızcağızdır; şöyle ki, girdiği her ortamda dikkatleri her zaman üzerine çeker. Joseph Gordon-Levitt'in canlandırdığı Tom ise, aşka inanan, ilk görüşünde Summer'a aşık olan delikanlımızdır. Anlaşamadıkları nokta birbirlerinin aşk konusunda ne düşündükleri değil - Summer'ın Tom'a aşık olmamasıdır.
Açık konuşmak gerekirse, bu filmi izlerken taraf tutmamak mümkün değil. "Sikeyim böyle aşkın ızdırabını, kendi yoluna bak Tom!" diye haykırasım geldi çoğu zaman. İnsanların, en azından Summer'ın götüne rahatın, mutluluğun battığını düşünüyorum. Sen eğer aylardır birlikte olduğun (fotokopi odasında öpüşüp, IKEA'da elele tutuşup, duşta seks yaptığın) insana "Biz sadece.. arkadaşız" diyebiliyorsan; duyacağın cevaptan kork arkadaşım! Çünkü karşındaki insan inanmıştır, onun için; siz iyi kötü bir ilişki içerisindesinizdir. Bir insanın bunun aksini düşünebilmesi için, ya şeytan, duygusuz, lanet bir inan olması gerekir, ya da bir robot. Aslında biz buna direk GÖT diyelim.
Hele bir de BEKLENTİLER ve GERÇEKLER vardır ki, insanın içini asıl yakan. Siz kapıyı çaldığınızda boynunuza sarılmasını beklerken, o sadece elinizi sıkar. Bütün geceyi onunla konuşarak geçirmek varken, bir köşede yalnız başınıza içerek geçirirsiniz. Beklentileriniz rüya gibiyken, gerçekler güzel değildir, BOK gibidir. Sonra zaten bakarsın her şey bir varmış, bir yokmuş.
"Tüm bu yalanların, kalp kırıklıklarının ve her şeyin sorumlusu olarak; kartlar, filmler ve pop şarkıları.."
Bu tarifi şimdilerde kendi hayatımıza çevirelim, bir de aralarına sosyal medya denen zımbırtıyı ekleyelim. Duygularınızı abuk subuk resimlerin, şarkıların ardına saklayacağınıza açıkça söylemekten korkmayın, KİMSE ADAM YEMİYOR AMK.
Bence bu film yeni bir sonu hakediyor, cehennemin dibine kadar yolun var Summer:
Son olarak eğer hala kaderindeki insanın karşına çıkmasını bekliyorsan, 10 dakika önce yan taraftaki restorandan çıktı. Koş, belki yetişirsin.
follow me on twitter: raspberrysyrup






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder